1987 yılında Arjantin'in sokak aralarında futbol oynanan fakir mahallelerinde doğan Messi, ufak tefek olmasına rağmen topu ayağına aldığı anda attığı çalımlar ile dikkatleri üzerine çekiyordu. 11 yaşında yaşadığı büyüme hormonu sorununun yanında ailenin yaşadığı ekonomik sorunları yine futbola olan ilgisi ve yeteneği ile kazanca dönüştüren Messi, Barcelona ile sayısız kupa ve halihazırda futbol dünyasının en büyük ödülü olan Ballon Dor Ödülü'nü de 5 kez kazanmayı başardı.
Şimdi de 1756'ya gidelim. Avusturya'nın Salzburg kentin de doğduğunda babası Salzburg Başpiskoposluğunda keman çalan, birçok besteler yapan bir babanın çocuğu olan Mozart da çocukluğunda aldığı eğitim temelleri ile dünyanın en ünlü bestecilerinden bir tanesi haline geliyordu.
1985 yılında Portekiz'in Madeira şehrinin futbol kokan fakir bölgelerinde doğup, 8 yaşında futbola ilgisi ile dikkatleri üzerine çekerek futbol hayatı başlayan, çok yoğun ve disiplinli çalışması ile kendini sürekli geliştirerek Sporting Lizbon, Manchester United, Real Madrid ve son olarak Juventus'a rekor ücretlerle transfer olan, sayısız kupa, gol rekorunun sahibi, Instagram hesabında 100 milyon takipçiye ulaşan ilk sporcu unvanının sahibi elbette Ronaldo...
Ve yıl 1938... Kırşehir'de doğan saz üstadı bir baba Muharrem Ertaş'ın oğlu Neşet Ertaş, daha ilkokulda keman ve bağlama çalmaya başladı. Abdallık kültürünün içinde yeşermiş olan Neşet Ertaş ürettikleri ile Türk Halk Müziğinin unutulamazları arasında yerini aldı.
Birbirlerinden farklı tarihlerde, farklı coğrafyalarda, farklı kişisel/kültürel özelliklerde, farklı becerilerde ünlenen bu dört ismi ve birçok başarılı insanı, diğer insanlardan ayıran en önemli özelliğinin "yaratıcılık" olduğunu söyleyebiliriz. Hangi çağda olursa olsun, hangi uğraşı gösterirse göstersin, yaratıcılık becerisinin doğuştan gelen ilahi bir özellik yani "yetenek" olarak tanımlandığını söyleyebilmek mümkün. Bunun yanında yaratıcılığı, doğulan/yaşanılan ortamda beceriye dair yüksek derecede uyaran, doğru yönlendirici eğitimciler, bazen zorlu şartları yenmek adına daha fazla azim ile ortaya çıkan yeni ürünler olarak da tanımlayabiliriz.
Çocukları, tüketici değil de üretimin paydaşı, geleceğin dünyasının "inovatif" yani yaratıcı beceri odaklı üretim yapan bireyleri olarak yetiştirmek, günümüz eğitiminin paradigması haline gelmiş durumda. Yeteneğe dair yapılan çalışmalarda da yaratıcılığın genetik ile gelen bir piyango olduğuna ya da zeka ile bağlantılı olduğuna dair herhangi bir ispatın olmadığı düşünülecek olursa, yaratıcı beceriye sahip bireyler yetiştirmeyi amaç edinen aile ve okullara iyi bir haberimiz var diyebiliriz: Yaratıcı beceriler "çalışarak" geliştirilir.
Mozart'ın 1987 yılında Arjantin'in, Neşet Ertaş'ın 1985 yılında Portekiz'in o futbol oynanan fakir mahallelerinde, Ronaldo'nun klasik müziğin merkezi sayılan Avusturya'da 1756 yılında ve Messi'nin de 1938 yılında Kırşehir'de abdallık geleneğinin ortasında doğduğunu düşünelim. Ne dersiniz, doğulan/yetişilen ortamda yapılan uğraş dışında kişilerin, coğrafyaların, zamanın çok da etkisi kalmıyor sanki. Burada bir soru akla gelebilir; "Neden o coğrafyadaki herkes bir Ronaldo, Messi, Mozart ya da Neşet Ertaş değil? Madem küçük yaşlardan itibaren de o beceriyi geliştirmeye dair ortamları var, neden herkes aynı gelişmiyor?" Yukarıda saydığımız dört usta ismin ve başarılı birçok insanın en önemli özelliklerinden bir tanesi çocukluk dönemlerinde onların becerilerinin gelişmesini sağlayan bir öğretmene sahip olmaları. Bir başka ortak nokta ve diğerlerinden en önemli ayrılan özellikleri ise, yaptıkları işi iç disiplin haline getirerek kesinlikle ve kesinlikle çok daha fazla çalışmaları.
Günümüze dönecek olursak okuldaki ağır ders yükünün yanında "yetenekleri artsın" diyerek birçok kursa giden çocukların yaratıcılıkları nasıl gelişecek? Günümüz çocuklarının bebeklikten itibaren birçok uyaran ile karşı karşıya olması yaratıcılık becerisi gelişimi için avantaj gibi görünse de, günümüzün Z kuşağı olarak adlandırılan çocuklarını, tek bir konuda iç disiplinle konsantre etmek bir hayli zor görünüyor. Ailelerin ve okulların bir konuda yaratıcılıklarını geliştirmeleri için izleyebilecekleri bazı yolları şöyle sıralayabiliriz:
Yetenek sözcüğü genel olarak doğuştan getirilen öğrenme kapasitesi olarak değerlendirilse de günümüzün hızlı dönen dünyasında yaratıcı fikirlerin, düşüncelerin ve ürünlerin sadece doğuştan "yetenekli" bireylerce ortaya konmasını beklemek çok da mümkün görünmüyor. Bu yüzden doğulan/yaşanılan ortamda beceriye dair yüksek derecede uyaranları zenginleştirmek, teşvik edici eğitimciler ve özgür ortamlar oluşturmak günümüz ailelerinin ve okullarının birincil ödevi haline gelmek zorundadır. Çocukların ilgilerini erken yaşlardan itibaren keşfetmek ve bu keşif yolculuğunda çocukların öğrenme basamaklarını adım adım çıkmalarını sağlayarak onların belki Messi'nin belki Neşet Ertaş'ın becerilerine sahip olmalarını ama en çok da kendileri olmalarını sağlayacaktır.
Ozan DEMİRALP